| "Diyalog" Daily News Project" |
|
|
| Yazar Egem Uzer | |||||||
| 09 Ekim 2008, Perşembe | |||||||
|
“Diyalog” Daily News Project (Milliyet ve De Tijd üzerine resimler) Sergisi Martin R. Baeyens ile İstanbul Ekslibris Derneği Başkanı Hasip Pektaş’ın birlikte organize ettiği bu serginin oluşum amacı, Belçika ile Türk kültür ve sanatını sanatseverlerle buluşturmak, karşılıklı “diyalog”u geliştirmektir. “Türkiye’den Çağdaş Baskıresimler ve Ekslibrisler Sergisi” ile birlikte 12 Nisan-1 Haziran 2008 tarihlerinde Belçika Sint-Niklaas Ekslibris Müzesi’nde gerçekleşen “Diyalog” sergisi, çok sayıda Belçikalı sanatsever ile orada yaşayan vatandaşlarımızın oldukça ilgisini çekmiştir. Gazete Üzerine de Resim Yapılır mı? (H.Pektaş ile sergi hakkında röportaj) Dergimiz, Nisan sayımızda Prof. Dr. Hasip Pektaş'la Hacettepe Üniversitesinden emekli olup Işık Üniversitesine gelişi üzerine hayırlı uğurlu olması dileklerimizi iletirken odasında söyleşmiştik. Ekslibris Derneği'nin İstanbul'a taşınmasını, Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan'ın kurucusu olduğu IMOGA İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi’nin bir katının İstanbul Ekslibris Müzesi olarak sürekli sergi halinde hizmete sunulduğunu müjdelemişti bizlere. Ayrıca geçtiğimiz ay birincisi gerçekleşen Uluslararası Baskıresim Bianeli şartnamesini de görüşmüştük. Bu bianelin duyurusuna elimizden geldiğince destek olmuştuk. Bizlerin, MSGS mezunlarının da katılımlarını duymakla bir miktar başarılı da olduğumuzu düşündük.
Dergimiz: “Dialog" Daily News Projesi Sergisi, Belçika'dan sonra 10-30 Ekim 2008'de Galeri Işık Istanbul, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Maslak'da açılıyor. Bu fikir nasıl doğdu? Belçika'daki ilk sergileniş sürecinden bahseder misiniz? HP: 1984 yılında tanıştığımız daha sonraları pek çok projeyi birlikte yürüttüğümüz Belçikalı sanatçı arkadaşım Prof. Martin R. Baeyens, 2006 yılında bu projeyi önerdi. Fikir onundur. Açıkçası “Daily News” kapsamlı bir projenin sadece bir bölümü. Asıl amaç Türk sanatçıları ile Belçikalı bir sanatçının kültürel alışverişini ve bunu iki ülkeye yansıtılmasını sağlamaktı. Adının “Diyalog” konmasının da nedeni budur. Diyalog’un bir bölümü “Türkiye’den Çağdaş Baskıresimler ve Ekslibrisler”di. İkinci bölümü ise “Daily News Project” idi. Ve ikinci bölümde Martin R. Baeyens, Ocak 2007 Milliyet gazetesinin tüm günleri için gazete üzerine resimler yapacaktı. Aynı ayın “zaman” anlamına gelen “De Tijd” isimli Belçika gazetesine de 31 farklı Türk sanatçısı ile KKTC’den 7 sanatçı arkadaşımız resim yapacaktı. Fikir güzeldi ama “gazete üzerine de resim yapılır mı?” endişesini taşıyacak kişiler çıkabilir mi diye düşünmedim değil. Bizim sanatçılarımız tuval gibi daha kalıcı bir malzeme varken gazete üzerine resim yapmak, suya yazı yazmak gibi bir şey olur diyebilirlerdi. Verdiğim gazeteyi kaybeden oldu da olumsuz düşünen olmadığına sonradan sevindim. Bazı sanatçılar da gazeteyi sert bir yüzeye yapıştırarak sorunu kendilerince çözdüler. Projenin bütünü önemliydi. Belçika’da Sint-Niklaas’da dünyanın en önemli Eklibris Müzesi’nde Türk sanatçılarının büyük bir sergisini hem de üç farklı disiplinde açacaktık. Avrupa Birliği’ne girme çabalarının yoğun olduğu bir dönemde bizler de kültür sanat adına o kapıyı aralamaya çalışacaktık. Her ne kadar üst kurumlarımızın ilgisini ve desteğini alamasak da bu bizim için, ülkemiz için önemli bir fırsattı. Bir onurdu. Biz yapmazsak kim yapacaktı? Erasmus nedeniyle benim Belçika’ya, Martin’in Türkiye’ye gelip-gidiyor olmamız bazı şeyleri kolaylaştırdı. Karşılıklı değişmek üzere gazeteler biriktirildi. Hatta bize ev sahipliği yapacak Sint-Niklaas Ekslibris Müzesi Müdürü Ward Bohe ile bir ön toplantı yapıp herşeyi planladık. Daily News projesinin katalogunu onlar, Baskıresim Sergisi katalogunu biz yapacaktık. Büyük hayallerle “Başbakanlık Tanıtma Fonu”ndan destek beklerken Eklibris Derneğimizin aidat paralarından malesef katalog bastırmak zorunda kaldık. O bir yana beni en çok üzen konu eserlerin Belçika’ya gönderilmesinde Belçika gümrüğünde yaşadığımız sıkıntı, oradaki Büyükelçiliğizin ilgisizliği ve en acısı geleceğine bir ay önceden söz vermesine karşın elçimizin bir haber bile vermeden açılışa gelmemesi olmuştur. Bilmiyorum belki de biz bir yerlerde hata yaptık! Dergimiz: Bu projeyi yeniden yapmayı düşünüyor musunuz? HP: Her ne kadar artık proje falan yok desem de biz Martin Baeyens ile daha çok “diyalog”lar gerçekleştireceğimize inanıyorum. Ve enerjimiz elverirse bu projenin ikincisini yapmak istiyoruz. Farklı ülkelerin sanatçılarıyla, özellikle de bizim sanatçılarımızın sayısını artırarak, katılamayanları devreye sokarak yinelemek arzusundayız. Ama bu defa sponsor bulmadan asla. Dergimiz: Tam da ülkemizin gündeminde medya, siyaset diyalogları sürerken, zamanlama enteresan. Tam anlamı ile uzun programlar sonucu doğan sergiler bunlar; biliyoruz ama gündemde de "Gazete"nin ne denli önemli olduğunu ve bu uğurda hakkında resimler yapılmasını hakediyor olması oldukça ilgi çekici. Bunun üzerine konuşabilir miyiz? HP: Günümüzde internetin bu denli yaygınlaşması basılı materyallere olan ilgiyi biraz zayıflatsa da elbette yok etmeyecektir. Sabah vapurda, otobüsde ya da parkta gazete okuyanların sayısının biraz azalması belki de benim gibi bilgisayar başında haberleri takip edenlerin sayısının artmasındandır. Toplum olarak okumaya eğilimimiz az olsa da gazette, günlük yaşamımızda ekmekle birlikte anılan ve alınan önemli bir ihtiyaçtır. Onda o kadar çok bilgiyi bir arada buluruz ki zamanı olanlar gün boyu elinden bırakmayabilir. Her ne kadar sabun köpüğü gibi olanlar da olsa pek çok gazete dopdoludur. 4-5 sayfasını spora ayıran gazeteler bir sayfasını da sanata, kültüre ayırsa çok mutlu olacağım. Yerimidir bilmem ama insanların eğitimi konusunda hocalara çok sorumluluk düştüğü söylenir. Sayfalarca ya da saatlerce magazin haberlerine ve gereksiz tartışmalara yer ayıran, zaman ayıran medyanın sanki hiç sorumluluğu yok. Arz-talep gerekçesiyle bunu yapanlar da yurdışına bir gittiklerinde o müzelerin, konser salonlarının önünde nasıl kuyruklar olduğunu, sergilerde insanların bir resmin önünde nasıl dakikalarca durduğunu görsünler isterim. Kolay tüketime o kadar alıştırıldık ki bir klasik müziği dinlemenin işkence olduğunu telaffuz eden gençlerle karşı karşıyayız artık. Bu olumsuz gidişin sorumlusu zadece bizler miyiz?. Kebabcı açılışında gördüğümüz liderleri kaç tane sergi açılışında ya da dinletide görebiliyoruz? Atatürk’ü, İnönü’yü yetiştiren hocalar şimdi de var. Ama onların sanata olan duyarlılığı nedense şimdikilerde yok. Hergün gazetelerde karşılıklı hakaretleşmeler, restleşmeler almış başını gidiyor. Kavgacı bir nesil doğuyorsa onlarında mı sorumlusu biziz? Neyseki sizin gibi özveriyle sanatı topluma taşıyan, onların bilinçlenmesine katkı sağlayan birkaç yayın var da mutlu oluyoruz. Gelelim tekrar gazeteye. Bir iletişim aracı olarak gazetenin ömrü çok sınırlıdır. İçerisindeki makale ve haberleri okuduktan sonra işi biter, atılır. Ama onun taşıdığı doku, boşluklar, kısaca tasarımı ve içerdiği haberler sanatçı için bir hareket noktası pekala olabiliyor. Sanatçının duygu ve düşüncelerini yansıtacağı çalışma alanı haline gelebiliyor. Gazeteyi okunduktan bir gün sonra (eskiden olduğu gibi kese kağıdı yapılmasa da) birşeyleri sarıp saklamaya ya da bir yerlere sermeye kullanırız. Veya kağıt toplayanlar alsın diye kapı önüne koyarız. Biriktirmeye değer bulunan, konunun meraklıları da elbette vardır. Ama açıkçası bir sanat objesi haline gelebileceğini ben de ilk defa bu projede gördüm. Bu projede Martin R. Baeyens, özellikle gazete üzerindeki haberleri kendi üslubunu kullanarak değerlendirdi. O tarihlerde Erasmus değişim programı nedeniyle Belçika’da olan Arş. Gör. arkadaşımız Elif Varol Ergen haberlerin çevirisine yardımcı olmuş, Martin ise bu haberlere yarı eleştirel, yarı mizahi yorumlar eklemiştir. “AB’ye üyeliğimiz”, “çocuklara oyun alanları”, “Melih Gökçek’in Ankara’ya su getirmesi”, “Kavşak sorunları”, “Anamur muzunun Çikita’ya karşı savaşı”, “KKTC’nin sorunları”, “Baba beni okula gönder projesi”, “Ankara’da kar” gibi konuları özgürce ve üzerine güzel kaligrafisiyle notlar alarak yorumlamıştır. Bu grup eserler aslında Milliyet gazetesi için saklanacak bir koleksiyon olabilir. Bizim sanatçılarımız için ise gazeteyi - elbette “De Tijd” gazetesi haberlerini yorumlayan da oldu ama - çoğunlukla tasarım yüzeyinden, dokusundan, renginden, tipografisinden yararlanarak kendi sanat dillerini yansıttıkları bir zemin olarak kullandılar. Onlar da kendi mesajlarını verdiler. Özgür ama özgün resimler ortaya çıkardılar. Adnan Turani, Turan Erol, Mustafa Ayaz, Zafer Gençaydın, Süleyman Saim Tekcan, Kayıhan Keskinok, Mürşide İçmeli, Veysel Günay, Hüsamettin Koçan, Halil Akdeniz, Habib Aydoğdu, Nadide Akdeniz, M. Zahit Büyükişleyen, İsmail Yıldırım gibi pek çok usta sanatçının gazete üzerine yaptıkları bu resimler de onların bilinen tarzlarını görebilirsiniz. Dergimiz: Sizin yaptığınız resimle ilgili neler söylemek istersiniz? Aslında benimki bir nostaljiyi yeniden yaşamak oldu. Belçika gazetesinin adi “zaman” anlamına gelen “De Tijd”di. O kavramdan hareketle, çoçukluğumda yaptığımız (elbette şimdilerde de yapılıyordur) sınırlı koşullarda zeytin ekmek ve çayla idare ettiğimiz günleri anımsayıp, hemen bir gazeteyi yemek masası ortamı haline getirişimizi hatırlayıp düzenleme yaptım. Bir tür fotokolaj çıktı. Martin ile yazışıp “De Tijd”in yakın anlamlı sözcüklerini istedim. Alttaki “bir zamanlar” anlamına gelen “Destijds” sözcüğünün tipografik uygulamasını yaptım. Görenlerin ilgisini çekmesinden de, ortak bir şeyler bulmasından da mutlu oluyorum. Dergimiz: Bu sergi buradan daha başka biryere de gidecek mi? Sergiyi bir yere götürmeyi düşünmüyorum. Zorluğunu tahmin edersiniz. Onların çerçevesini bile IMOGA İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi üstlendi ki bir kısmı satılırsa vefa borcumu müzeye ödemek istiyorum. Sponsor bulmamız halinde ikincisini yapabilirsek onu birkaç kentimizi dolaştırabiliriz. Katkınız ve desteğiniz için teşekkür ederim. Enerjiniz daim olsun.
| |||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|






