|
Dergimiz 32. sayı/ Devrim Erbil 50. Sanat Yılında Geçen sayımızda MSGSÜ’nin her yıl,açılış sergisi olarak değerli hocalara yer vereceğini, bu ilk serginin de Devrim Erbil sergisi ile başladığını duyurmuştuk. Açılış günü yapılan konuşmalar, daha sonra Hocamızın evinde süren sohbetler, 28 Ekim’de Balıkesir’de Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi'ndeki sergiye idgsa80’lilerden bir grup arkadaşımızla katılmamız ve 2010 yılı için yapılan projeleri elbirliği içinde geliştirmek ve Müzenin takvimine uygun, Kastamonu sonrası Balıkesir’i de Anadolu Sergilerimiz kapsamında yürütmek üzere kararlar aldık. 
Devrim Erbil'in 50. sanat yılında, MSGSÜ’ nin Akademik açış seremonisinde, bir geleneğin başlangıcı olacak ilk sergisinin açılışında önemli konulara değinildi. Serginin açış konuşmasında Rektör Prof. Dr. Rahmi Aksungur, "1882 yılında Sanayi-i Nefise-i Şahane yani İmparatorluk sanat akademisi kurulduğu zamanki aynı yüzyılda dünyada önemli 3-5 köklü sanat okulu da açılıyordu. Avusturya, Almanya, İspanya ve Japon İmparatorluk Güzel Sanatlar Akademileri. Bu Kurum kurulduğunda ülkemizde Kültür Bakanlığı kavramı yoktu. Diğer ülkelere bakmışlar ve Ticaret Bakanlığına bağlamışlar. Bu Kurum 40-50 yıl kadar adeta Kültür Bakanlığı gibi çalışmış, toplumun kültür ve sanat ihtiyaçlarını karşılamıştır. Köklü yapılanmanın 100 yılı aşkın süre üstüste bindirdiği kuşakların yaptığı o kadar çok şey var ki. Bizler, içinde yaşarken bir de sizler içinde yaşarken farkında değiliz bu durumumuzun belki ama bu da doğal. En büyük inşaatlardan biri bu Kurumun yarattığı, yetiştirdiği özel şahsiyetlerle bütün sanat inşaa edilmiş gördüğünüz bu topraklarda. Önümüzdeki yıllarda, sizler ve gençler bunu inşaa edeceksiniz. Ama arkaya baktığınızda biraz görebileceksiniz belki ama onlarca yıl geriye bakınca bu büyük resmi fark edeceksiniz. Bu Kurum, belleği ve gelenekleri çok kuvvetli bir konumdadır. Bu Kurumun yetiştirdiği çok önemli, değerli sanatçılardan biri Devrim Erbil, çocuk yaşlarda gelmiş. Türkiye’de parmakla sayılabilecek, tarih önündeki 15-20 büyük sanatçıdan biridir. Bu akademik yılı onun eserleri ile açtık. Bundan sonra bu geleneği sürdürmek istiyoruz. Buranın yetiştirdiği büyük dehalar, yaşayan değerli sanatçılardır. Bu geleneği Devrim Erbil hocamızla açmaktan onurluyuz. Saygılar sunuyorum, sözü Devrim Erbil'e bırakıyorum" dedi. Devrim Erbil, "Bu geleneğin başlangıcı olmaktan çok gururluyum, doğrusu üniversite açılışlarında bir düzen vardır. Bir sergi ile bunu yapmanın anlamlı olacağını düşündüm. Bunu değerli sanatçı Rahmi Aksungur'la paylaştığımda çok istedik. Benimle başlaması beni de çok onurlandırıyor ama bir tesadüften de kaynaklanıyor. 3 yıl önce Ege Üniversitesi’nde beni açılış sergisi için davet etmişlerdi. Benim okulumda da olmalı diye düşündüm. 1954-55 ders yılında öğrenci olarak girdim ve en genç asistanlardan oldum. Bir bakıma ilklerden oldum, benden önce Özdemir Altan ve onun ardından da ben asistan olmuştum. 2004 yılında da emekli oldum, tam 50 yıl. İlk doçentler profesörler bizim yıllarımızda oldu. Biraz önce açılış törenindeki o güzel istiklal marşının okunuşunda, Rahmi'nin anılarla bizi çok eski yıllara götüren konuşması duygulandırdı beni, gözlerim doldu. Gözlerimin önüne geldi o yıllar ama 50 yılı özetlemek çok güçtür. 50 yılı anlatmak çok güçtür. Çok büyük değerler geçti bu koridorlardan Çallı İbrahim’le, Feyhaman Duran'la, Hadi Bara ve Şadi Çalık sonra benim hoca kuşağından olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk'lerle... Türk edebiyatının değerli hocaları, estetik dersleri vermişlerdi. Akademi tarihindeki üç Ahmet çok önemlidir. Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer vardır. Hocam Bedri Rahmi'de pek çok edebiyatçıyı atölyemizde bizlerle tanıştırırdı. Genç arkadaşlar belli bir dönemin toplum sanatını oluşturmuşların, burada hocalık yapmış ve burada isim yapmış değerlerin ayak seslerini duyacaklar. 50 yılda 50 eser ile sergi dedik ama ancak 30'unu sığdırabildik. Burada değil Tophane-i Amire’de olacaktı, sevgili Rektörümün bana verdiği sözdü bu ama oranın restorasyonunun sürmesi buraya gelmemize neden oldu. Ama umarım daha ileride daha geniş sergilerde değerli arkadaşlarım da bu gençlerle buluşma fırsatı bulurlar. Bütün sanat dallarından olduğu gibi mimarlıktan Sedat Hakkı gibi hocalardan günümüze dek buralara pek çok değerli hocalar geldi geçti, diğer bölümlerin hocaları onlarla da çok derin dostluklarım vardı. Bu en önemli günümde beni yalnız bırakmayan tüm öğrencilerim ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum." dedi. Devrim Erbil’in Suadiye’deki evinde … Yaklaşan Tüyap sergisinde bizlerle olacak (80'li yıllarda okulda olanlar) hocamızın evinde önümüzdeki dönemleri ve 50 sanat yılını, Akademi’deki sergisini ve 28 Ekim-28 Kasım’da Balıkesir'de kendi adını taşıyan müzesinde gerçekleşecek sergisini konuştuk. Bu yıl bizlerle katıldığı karma sergilerin sertifika ve kataloğunu kendisine sunduk. İdgsa80'li oldunuz, bizlere güç verdiniz. Sizin gibi büyük bir sanatçı ile aynı karma sergide olmak bizleri onurlandırdı. Okuldaki serginizden dolayı da kutluyoruz. Bu aidiyetten dolayı çok teşekkür ederim, devamını diliyorum bu çalışmaların. 50 yıl Akademi'de olunca her kuşağa dahil oluyor insan. Sizlerle olmak beni de mutlu ediyor. Çağdaş ressamlar derneği başkanlığını sürdürdüm, Balıkesir'de müzeyi ve görsel sanatçılar derneğini kurdum, pek çok sanatçı örgütlerinde bulundum. Bu tür sivil toplum örgütleri sosyal ve ekonomik gelecekle ilgili sanatçıyı korur. Yeni olanaklar sağlar sanatçının haklarını korur. Yaşaması çok önemlidir. El birliği ile yaşatacağız. Viyana, Diyarbakır ve Akademi'de aynı ayda üç sergi kolay bir şey değil. Kitap çıkaracaktık 50. yıl diye ama yetişmedi. MSGSÜ’si açış dersinde "Türk resminde 50 yıl" adlı bir ders olacaktı. Osman Hamdi Salonunda ‘Grafist’ adlı bir sergi varmış. İlk gün koyulabilirdi kalan 20 eser daha sonra hatta ertesi gün bile kaldırmak kaydı ile 50 yıl 50 eser dedik, 30'unu ancak sığdırabildik. Bizlerle birlikte bu yıl da, 2010 öncesi Tüyap ve sonrası Kastamonu Devlet Galerisinde olacağınızı büyük bir sevinçle bildirdik grubumuza. Asıl bu sergilerin birini de Balıkesir de açalım, 28 Ekim'de büyük bir sergi açacağım, birlikte gidelim, sizlerle serginin zamanına karar verelim. Müze, biliyorsunuz 2002'de açıldı. 6 Eylül şehrin kurtuluş gününe sergi yetişmeyeceği için, 28 Ekim 2009’da sergimi açmayı kararlaştırdık. Müze Dostları Derneğinin de toplantısı olacak. Ilıca’da Roma Hamamı var, orada da yaz akademileri kuralım. Ben bu yaşta fahri danışmanlık yapacağım. Sanat İstanbul'da diye herkes buraya geliyor. 55 yıldır yaşadığım yer mi doğduğum yer mi. Kentler sanatçılarla bağını kopartmazsa sanatçı da kentini korur. Anadolu aydınlanması her dönemde önemlidir. Sizin bu fikriniz de bize esin verdi, idgsa80'liler olarak İstanbul 2010 Kültür Başkenti ajansına bu mantığa hizmet eden bir proje hazırladık. Amacımız, üç periyotta karma sergimiz istanbul-u-yorum Anadolu’yu güzel sanatlar fakültesi ve lisesi olmayan şehirlerde gezerken, liseli gençler ve aileleri ile yapılacak sohbetlerle, yetenekli gençlerin bu eğitimi alabilmesi için gerekli maddi ve manevi destekleri oluşturmak. Sonuçta o kararı vererek ve sınavları aşan gençleri okutmaya yönelik bir sorumluluğu da üstlenen proje idi ama red, Beral Madra imzalı geldi. Biz Akademi lilerden teklif geldiği içinde tepkisel red olduğunu düşünmemek elde değil. Beral Madra'yı Müze derneğine alarak Akademi ile barışmasını sağladım. Ama bizler tek başımıza bu konuyu ele alabilecek güçteyiz aslında. Benzer başlıkta bir projede beni de aldılar ve kabul edildi. Ali Akdamar, içmimar, grafiker, Akademi'lidir. 2010 için kabul gören projesi 'Sanatın Anadolu Aydınlanması'nda İstanbul'un İstanbul olmasındaki Anadolu katkısını araştırmaktadır. Bülent Özer göç hakkında bir yorumunda; ‘İstanbul Anadolu'nun imkanları ile kalkındı, şimdi de Anadolu halkı buraya göç ederek intikam alıyor’demişti. Ben, Gürol Sözer, Leyla Pınar, klavsenist Leyla Sözen, Ferit Özşen, Refik Durbaş ve Adem Genç gibi on danışman ile Türkiye'deki 22 üniversitede konuşuldu, proje anlatıldı, gruplar oluşturuldu. Biz de idgsa80'liler olarak daha sağlam bir projeye bağlarız bu tip fikirlerimizi ve gerçekleştirebiliriz. Vakıf kurmak niyetim var, eğitim gönüllüleri ile çalışıyorum. Anadolu'ya gidiyorum resim kursları, fotoğraf çekilmesi hakkında kurslar veriyorum. Müze dostları derneği var. Ben, Mehmet Aksoy gibi başka arkadaşlarla da elele verelim sadece bu projeye endeksli olmasın. Van'a gitmiştim. Benim fotoğrafımdan öğrenciler de resmimi yapmışlar. Bakın güzelliğe... Gerçekten çok güzel bizim projemize afiş bile olur bu. Batı hayranlığı çok ileri boyutta bizde, Joseph Beuys tanrı gibi bu günlerde. Oysa Anadolu’yu tanısalar farkı farkedecekler. Diyarbakır Kültür Merkezi’nde 9 Kasım'a kadar açık olan sergim için gidince bir kez daha kavradım bunu. Ulu Caminin avlusunda oturmadıkça, Mardin’i görüp Artuklu’ları bilmedikçe anlayamazsınız. Ani harabeleri, 10. yüzyılda görkemli kiliseleri olan inanılmaz bir yapı. Ortaçağda sanatın en görkemlisi Anadolu’da aslında. Ama Batı ortaçağda hastalıklar ve savaşlarla boğuştu. Büyük bir proje yapalım kimseye ihtiyacımız olmadan kendi gücümüzle yapabiliriz bunu. Balıkesir Valisi Utku Acun iş merkezinde müze için bir yer verdi. Eski belediye reislerinden Ziyaeddin Tan ise şimdiki yerini buldu. Daha sonra da Sabri Uğur modernleştirdi. Şimdiki başkan İsmail Ok, yeni bir hız vererek buranın kültür merkezi olmasına karar verdi. Yerel yönetimlerle ilişkiler çok önemlidir. Arkadaşım emekli büyükelçi Nurver Nureş ve Slovakya Büyükelçisi Tunç Üğdül, Bratislava’da bir sergi açmama neden oldular. 43 eser dışişlerinden diplomatik kurye ile yollanmıştı. Sergiye Türkiye’nin Viyana Başkonsolosu Sedat Önal da geldi ve ‘bizim şehrimizde de sergi açın’ dedi. 1-18 Eylül' de de yer buldu ve beni davet etti. İlişkiler iyi tutulursa diğerlerine de örnek olur. Aynı tarihlerde 3 kişisel sergi, nasıl yetiştiriyorsunuz? Mas matbaasının sahibi Lokman Bey eserimin rölyefini yaptı. Ben burada konuşurken resimlerim yapılıyor, Isparta’da kilimlerim, Tebriz’de halılarım dokunuyor, marküterilerim, serigrafilerim yapılıyor. Ekibim desenleri büyütüyor. Bu şekilde çalışılmasa insan bir ayda üç sergi çıkarabilir mi? Bize, Şubat’taki görüşmemizde yine bir esin vermiştiniz. Kültür Bakanlığı, Plastik Sanatlar dalında devlet sanatçısına ne veriyor ki...Oysa Mısır'da bile bir atölye kullanımı sağlıyor demiştiniz. Biz de sanat köyünü Kültür Bakanlığı için kuralım ve Güzel Sanatlar dalındaki büyük sanatçılara 49 yıl kullanım hakkı ile verilsin. Bunun yönetim ve imalatını idgsa80'liler yapsın ve buradaki içsel döner sermaye sanatın her dalı için halk evleri gibi çalışsın. Bu da yine Ajans tarafından, arkadaşımız Korhan Gümüş imzası ile red edildi. Mısır’da bunun örneği var. Hiçbir sistemi olan ülkede bile bu olabiliyorsa bizde neden olmasın. Ama kişiler kendi köylerine büyük yatırımlar yapabiliyor. Örneğin şu an gündemde yepyeni bir çalışma var. Fransız Sokağının yapımcısı da olan Mehmet Taşdiken’in doğduğu Beyşehir'de Anadolu’ya Sonsuz Şükran Köyü projesinde ben de yer aldım. Ekrem Kahraman, Cemil İpekçi, Zeynep Tunuslu var konun içinde. Düşüncelerinizi proje olarak oluşturun birlikte yapalım. Bizler elele verelim, yapalım Balıkesir'de Değirmenboğazı mevkiinde bir Ilıca köyü var. Orada bir sanat köyü oluşturabiliriz. Ben de gelir, konferanslar veririm. Balıkesir'de 8. kez liselerarası bir yarışma yapıyorum. Güzel Sanatlar lisesine beş adet başarı ödülü veriyorum. Bunu Türkiye’deki tüm güzel sanatlar liselerine yönlendirelim. Milli Eğitim kanalı ile gidilmesi çok zor. İkincisi, üniversiteler arasında da buna devam edebilmek istiyorum. Vakıf adına birlikte konuşulmalı yapılmalı, bunlar çok zor ve yapılamayacak işler değil. Haydi elele verelim bir noktadan başlayalım. Söz gelimi 28-29 Ekimde Balıkesir'de hem sergi açalım hem de bu görüşmeler ve incelemeleri yapalım. Memnuniyetle, 10-15 kişilik bir grupla katılmak isteriz. Zaman ayırdığınız için teşekkürler. Şubat-Mart aylarında Balıkesir’deki müzeniz için de bir söyleşi yapalım…
|